25 Aralık 2014 Perşembe

Merhabalar  aziz dostlar.
KAZASIZ KUL OLMAZ  oyununa ciddi  manada  destekleri olan değerli büyüğüm  Ağabeyim Necati YILMAZ   olmasaydı  oyunumuz  çok  geride  kalırdı ne  istediysek iş güvenliği   tachizatlarını gönül  rızasıyla  bir  sponsor edasında değil  bu ülkenin   duyarlı   vatandaşı olarak katkı sağladı. Huzurlarınızda vakfımız , tiyatro ekibimiz adına  müteşekkiriz  PİRAMİT İŞ GÜVENLİĞİ
ALLAH RAZI OLSUN


                  Tiyatro’nun Düş Satıcısı, Nazif Uslu
Tiyatro  gazetesi sahne sanatlarına  ciddi manada basarili işlere imza atan  Nazif Uslu ile enine boyuna  makyajsız  dekorsuz. Yalın bir sohbet gerçekleştirdik.   Derler ya Tiyatro icra etmek  yürek ister diye o  sinenin içindeki yüreğin temposunu konuşmak  için  üstad Nazif Uslu kapısını çaldık.
Zahrettin Çelik: Nazif hocam, Biz sizi Tiyatro dünyasından gayet iyi tanıyoruz.  Herkesin Tiyatro  tanışma ve başlama  hikâyesi vardır. sizin nasıl bir hikayeniz var ve sizi Tiyatroya seçtirmeye neden olan nüans neydi?

Nazif Uslu:  Tiyatroya 1970’lerin sonunda Eyüp Halk Evi’nde başladım. Tabii o zamanlar çocukluktan yeni çıkış, gençliğe adım atışımıza denk geldiği dönemlerdi. Malum dönem politik yoğunluğun,  gençlerin gece  bile uyumaktan sakındığı günlerdi. Uyursak eğer, ya sabah bizsiz devrim olursa.:) Yani bizi devrim yatakta yakalarsa diye gözümüze pek uyku girmediği günlerde tiyatroya başladım.  Biz yataktayken devrim olmadı ama Faşist bir darbe oldu. Sonrası malum.  Sonrasına hiç girmeyelim. Çıkamayız .:)
 Benim Tiyatroya başladığım yıllarda Halk evleri gerçekten çok değerli kurumlardı. Bizim kuşağımıza Müziği, Resmi, Edebiyatı, Tiyatroyu, aslına bakarsanız bize hayatı öğretti.
 Tiyatroya bir kez bulaştın mı çıkmak çok zor bir hastalıktır.
“Ünlü bir politikacı şöyle demiş; üç şey insana bulaşınca kolay kolay çıkmaz. Politika, Sanat, İbnelik. İlk ikisine bulaştım içinden bir türlü çıkamadım. Üçüncüsü de kalsın artık. Bu yaşımıza kadar bulaşmadı bundan sonrada bulaşacağa benzemiyor “J
 Tabii bende çıkamadım.  Okul yıllarında devam etti. Daha sonra yurtdışında eğitim gördüm. Türkiye ye dönünce bir şekliyle tiyatronun ucundan tutmaya devam ettim. Bir çok grup çalıştırdım. Oyun yazdım yönettim,oynadım. Ta ki, 1994 yılında Mask-Kara Tiyatrosu’nu kurana dek. Tiyatro yaşamım 20 yıldır Mask-Kara Tiyatrosu’nda devam ediyor.
Zahrettin Çelik: Tiyatro ile uğraşmak bu devirde delilikle eş değerde denilmektedir.  Bunu nasıl yorumluyorsunuz. neden böyle bir algı var?
Nazif Uslu: Genel bir yargı var Tiyatro dan para kazanılmaz diye. Çokta haksız değiller. Ama ben yaklaşık  Otuz yıldır tiyatro yaparak yaşıyorum. Sinema Filmleri,dizilerde oynadım. Seslendirme yaptım. Yani Tiyatrocuların,normal bir Meslekte çalışandan daha fazla seçeneği var para kazanmak için. Ayrıca tiyatro sanatı düşler ülkesinde yaşamak gibidir. Bir düş kurarsınız ve o düşünüzü gerçekleştirmek için çaba sarfedersiniz. Bu hangi meslekte vardır.
Bizler düş bazız ve düş kurmaktan asla vazgeçmeyiz. Kurduğumuz düşleri seyircimizle paylaşırız. Benim Tiyatromda, düş kurmaktan asla vazgeçmeyenlerin tiyatrosudur.
Zahrettin Çelik:  Oyun yazarları ve Çevirmenleri Derneği Başkanı,  Oyuncular Sendikası, Birleş Oyuncular meslek birliği kuruculuğu ve Tiyatro Oyuncular derneği. Meslek örgütlerinde çok yoğun bir ilişkiniz var.
Nazif Uslu:  Meslek alanımızda ciddi problemler var. Çalışma saatleri. Ücretler. Telif hakları. İşin Türkçesi, oyuncular sektörde tam manasıyla köle muamelesi görmektedir. Meslek olarak bir iş yasamız bile yok bu ülkede. Dışarıdan bizi izleyenler ne kadar güzel, rahat bir işimiz ve hayatımız olduğunu düşünür. Birileri gerçektende bu işten çok para kazanır. Gel gör ki, çalışma saatleri içler acısıdır. Bazıları da bunula övünür. Ben 20 saattir sette çalışıyorum diye. Hayranlıkla budalalık ayrı şeylerdir. Köleliği gayrı insani koşullarda çalışmayı marifet sanan insanlarda var. Bu konuda hiçbir şey yapmamaktadır. Sizin anlayacağınız vahşi kapitalizm her alanda olduğu gibi bizim mesleğimizde de  sömürü çarkını hızla işletmektedir.
 Tabii bunun karşında mücadele etmek gerekiyor. Daha insanca koşullarda işini yapmak, doğru düzgün ücret almak. Meslek örgütlerinde yer almamın nedeni budur. Daha insanca bir toplumda yaşama özlemimizin mücadelesidir.
 Oyçed de yürüttüğümüz çalışma ise Yazar ve çevirmenlerimizi haklarını arama mücadelesidir. Özel Tiyatrolar ve yerelde tiyatro yapan belediye tiyatroları ciddi hak ihlalleri yapmaktadır.
 Özel Tiyatrolarda başta oyuncu olmak üzere herkes üç kuruş,beş kuruş almaktadır. Oynadıkları oyunun yazarına veya çevirmenine ödeme meselesi gelince, yok saymaya yönelmeler çoktur. Sanki yazar emek vermemiş, ellerindeki metin herhangi bir şeymiş gibi davranırlar.  Dikkat edin ve karşılaştığınızda sorun, en çokta hak hukuk adalet diyenler emek hırsızlığı yapmaktadır. Bu tarz yüksek perdeden konuşlara, hemen sorun oynadığınız oyunun telifini ödüyormuşsunuz diye. Bakalım ne diyecekler. J
Belediyelere gelince işler daha da içler acısı.  Bir çoğu Tiyatrocular ya ücretsiz çalıştırırlar yada üç kuruşa esir alırlar. Eh burada bedava emek veren oldu mu? her şeyi bedava sanırlar. Sahneye koydukları oyunun yazarını arayıp izin alma zahmetinde bile bulunmazlar. Yazar bir yerden duyup öğrendiğimi doğallığıyla kendilerini aradı mı yanıt şu olur. ‘Ama biz ücretsiz oynuyoruz.’ Bana ne. Yada bize ne. Niye ücretsiz oynuyorsun.  Sanatı itibarsızlaştırmak için mi ?
 Sen Belediye başkanı veya herkimsen ücret almadan mı görev yapıyorsun. Hakla hizmet ettiğin diğer şeylerden ücret alma. Su, Elektrik. Doğal gaz. Atık su parası, Asfalt parası. Bunlardan katmerli bir şekilde para alıyorsun. Ödemeyenlerin canını almak için bir sürü yasal güvenceler oluşturmuşsun, Ama Sanata gelince bedava neymiş efendim hizmet ediyormuş. Yesinler senin hizmetini  Benden habersiz benim  ürettiğim eseri kullanıyorsun, emeğimi çalıyorsun . Gerekçesi de ücretsiz yapıyormuş bu işi.
Kimi haklı evvellerde, bu ülkede oyun yazarı yetişmiyor diye beyanat veriyor. Bunlar var ya tekmili bir arada kumpanyalar. Sen yazarın hakkını verme, Yazar yaşamını kazanmak için başka işler yapsın. Utanmadan bu ülkede oyun yazarı yetişmiyor de. İşin tuhaf tarafı yerli oyun yazarı o kadar çok ki,  ve tabii ki oyun metni. Ama okumuyorlar, Araştırmıyorlar. Bildikleri,bir dönem has bel kader, okudukları oyunlara dönüp duruyorlar. Biraz kafalarını kaldırsalar. Ne kadar çok genç yazarın yetiştiğini ve çok değerli oyun metinlerinin yazıldığını görecekler. Güzel ülkemde bir oyun Yazarına sorun bakalım mesleğini ne diyecek. En ünlüleri bile. Mesleğinin yazar olduğunu söyleyemiyorlar. Neden, çünkü yaşamlarını bu işten sağlayamıyorlar. Nedeni apaçık ortada. Yazarlar başka bir iş yapmasalar  tam manasıyla açlıktan sürünürler.
Zahrettin Çelik: Mask-Kara Tiyatrosu  ne zaman kuruldu ne gibi etkinlikler yapılıyor  ?
Nazif Uslu: Mask-Kara Tiyatrosu 1994 yılında kuruldu. Kurulduğu günden buyana  elliye yakın oyun sahneye koydu.  Oyunlarını başta İstanbul olmak üzere ülkenin bir çok yerinde sergiledi. Defalarca uluslararası festivallere katıldı.
Tiyatro ve Sinema dünyasına bir çok oyuncu yetiştirdi.
 Mask-Kara Tiyatrosu, zaman zaman maddi olanaksızlıklara rağmen perdelerini hep açık tuttu. Oyunlarını oynamaya hiç ara vermedi. Çok para kazandı. Çok  battı.  Ama her defasında işini en iyi şekilde yapmaktan hiç geri durmadı.
 Mask-Kara Tiyatrosu, bu kente Fatih Aksaray da bulunan  240 koltuklu profesyonel bir sahne kazandırdı. ‘ Su Gösteri Sanatları Sahnesi’
Mask-Kara Tiyatrosu, Bu kente, “Küçük Harfler Büyük Düşler” adında Uluslararası Çocuk ve Gençlik Tiyatro Festivali kazandırdı. Önümüzdeki yıl 5.gerçekleştirecek.
Mask-Kara Tiyatrosu, Bu Ülkeye Tiyatro Gazetesi’ni kazandırdı. Aylık tablot boy yayın yapan 32 sayfa  beşbin tirajı olan bir gazete. Türkiyede bir ilk belki dünyada bilemiyorum.
Mask-Kara Tiyatrosu, Tiyatro Gazetesi “ANADOLU TİYATRO ÖDÜLLERİ”ni bu ülkeye kazandırdı. İlkini   1 Aralık  2014 de gerçekleştirdi.  Her yıl  Tiyatro adına iyi bir hareket gerçekleştirmiş, kişi veya kurumlara  ödül veriyor.
Mask-Kara Tiyatrosu, Asla düş kurmaktan vazgeçmeyenlerin tiyatrosu olarak sezona, daha önce sergilediği  Yılmaz Güneyin ‘SALPA’ Ah Bu Hayat oyunların yanısıra bu sezon çıkardığı iki yeni oyun. ‘KARAHİNDİBA’ - ‘ KURAKLIK VE YALAN’ oyunlarını sergilemeye başladı. Çocuk oyunlar ise, ‘Sen Ben yok Biz Varız.’ Ayı Yogi, Kahramanlar Kumpanyası,oyunlarınıda sahnelemeye devam ediyor.
Kısacası Mask-Kara Tiyatrosu Ülke Tiyatro Tarihine adını kalın harflerle yazmış,ve yazmaya devam eden bir tiyatrodur.
Zahrettin Çelik: Güllü Agop Efendi ilk tiyatro çalışmasını yürütürken  maddi manevi  zorluklar yaşadı. hala sizlerde yaşıyor musunuz ve  destekçilere neler söylemek istersiniz?

Nazif Uslu: Biraz Önce yokluk ve yoksunlardan kısaca bahsettim. Çok ayrıntıya girmek istemem. Ortalama herkesin bildiği şeyler.
  Bizim destekçimiz seyircimizdir. Biz seyircimizi tek tek biriktirenleriz.    Mask-Kara Tiyatrosu olarak yaptığımız işlerden bahsederken, bunların tümü seyircimizin bize kattığı ve bizim emeklerimizle gerçekleşmiş işlerdir. Hepsini öz varlığımız ve benliğimizle gerçekleştirdik. Hiçbirine sponsor almadık. Tiyatronun kendi birikimleriyle gerçekleşmiştir.

Zahrettin Çelik: Dünya klasiklerin nirvanası olarak tanımlanan  W.Shakespeare gibi önemli kişiler, bizim dönemde çıkabilir mi ? veya Shakespeare yakın kuramcı yazar örnekliyebilirmisiniz?

Nazif Uslu: Shakespeare den sonra ortaya çıkmış çok değerli yazarlar var dünyada ve de ülkemizde birbirlerini kıyaslamayı çok doğru bulmuyorum. Her biri kendi dönemine ilişkin çok değerli oyun metinleri bırakmıştır bizlere.
 Yunan Klasikleri, İspanyolların commedia dell'arte si daha bir çok örnek verebilirim. Çağdaş yazarlarımız, Melih Cevdet Anday, Turgut Özakman, Özdemir Nutku, daha niceleri. En önemlisi son zamanlarda ortaya çıkan müthiş genç yazarlarımız var. Takip etmenizi öneririm.
Zahrettin Çelik: Biraz  bu dönemi konuşursak,pedagog ve psikolog  sosyologların  çocuk ve erişkinlere gelişimlerine katkı için tiyatro öneriliyor. tiyatro da gözden kaçırdığımız neler  var?

Nazif Uslu: Tiyatrodan benim kendi adıma kaçırdığım bir şey yok.
 Tiyatronun büyüsü denilen şeyi onlar yeni keşfetmişler. Tiyatronun hala günümüzde var olmasının en önemli nedeni Tarih boyunca etki alanının hiç yitmemesidir. Tiyatro İnsana fark ettirmeden öğreten bir sanat dalıdır. Bilinçaltına gönderir. Sürekli tiyatro izleyicisi daha demokratiktir. Daha seçenekli düşünür. İlk düşündüğünü hemen uygulamaz. Bir daha düşünür. Tiyatro izleyen insanın davranışları değişir Oturmasından kalkmasına, İnsanlarla ilişki biçmene kadar tiyatro hepsini yönlendirir. Ama bunları sen böyle düşün böyle davran demez. Fark ettirmeden bilinç altına gönderir. Bu değişimi yaşayan insan, tüm bu değişimi, kendisi keşfetmiş duygusuyla hareket eder. Bu da kendisini mutlu eder. Tiyatronun gücü buradan gelir. Büyü denilen şeyde budur.
 Tiyatro, daha çok, önce yapanlara öğretir. Sonra, birazda izleyene. Örneği tiyatro  metnini inceleyen ve bunu sahneye koyan, tiyatronun tüm bileşenleri, yüzde doksan öğrenir. İzleyen ancak yüzde onunu.
Zahrettin Çelik: Dizi ve Sinemada “Tiyatro oyuncuları büyük oynuyor.” Tiyatro başka sinema başka deniliyor bu ön yargımı yoksa doğruluk payı var mı?

Nazif Uslu: Evet Sinema ve  Tiyatronun böyle bir farklılığı var. Ama, bu tiyatro oyuncularını etkilemez. İyi oyuncular bunun farkındadır ve ne yapması gerektiğini bilir. Tiyatro oyuncusu bilmeyecekte sokaktan kamera karşısına gecen mi bilecek. Sinema ve Dizlerde oynayan tiyatro oyuncuları da bunun kanıtı.  Bir şekliyle iyi bir eğitim almadan kamera karşısına geçenler seyirci tarafından hemen fark edilir. Ön rollerde oynayıp seyirci tarafından silikler vardır. Çok kısa bir sahnesi olan ve iz bırakanlarda.
Zahrettin Çelik: “Tiyatro bütün sanat dalların atasıdır” diyen sanatçılar var. öyle bir  hipotez varsa örnekler misiniz?
Nazif Uslu: Tiyatro Taklitle başlamıştır. O dönem Resimde vardır.  İlk insanın kendini arama bulma serüveni hala devam etmektedir. Yani daha evrimimizi tamamlayamadık. Tamamlayacağımızı da hiç sanmıyorum. Çünkü bilim denilen şey bunun kesin kanıtıdır.
Zahrettin Çelik: Size devlet tarafından bir olanak sağlansa sanat adına ne yapmak isterdiniz.?
Nazif Uslu:  Benim gibi bir insan ne diyebilir ki, Elbette Sanatın  Özgünlüğü korunması adına özerk bağımsız ve özgür bir alan olması için çaba sarf ederdim.  Bunun yanı sıra,  Okullarda Çocuk Tiyatrosunun yapılmasını yasaklardım. Ayrıca, ödenekli tiyatrolarda Yağı bol bulan kel kafasına çalarmış misali işler yapan aklın hayalin almayacak şekilde maliyet çıkartanları, Halkın parasını çarçur etmekten yargılardım.
Zahrettin Çelik: On yıl sonra tiyatroyu nerede görüyorsunuz? ilerleme kaydetmek için ne  yapmalı?
Nazif Uslu:  Tiyatro bugünü neyse yarınını da oluşturacak odur.
 Türkiye de nicelik ve nitelik olarak çok önemli bir dönemden geçiyoruz. Adeta tiyatro patlaması yaşanmakta. Buna seviniyorum.
 Nitelikli olanlar kalacak. Diğerleri iki kalas bir hevesle yok olup gidecekler. Yerini bir başkası alacak. Bu döngü sürer gider.
Tiyatro eskisi gibi  halkımız tarafından,olumsuz algısını kırdı. Bu gün köylerde bile tiyatro yapılıyor daha ne olsun. Önümüz açık. Yolumuz uzun.
Zahrettin Çelik: Bazı bavul tiyatroları türedi çocuk oyunları  okular da sahnelenmekte yapılan araştırmalar da  pedagojik denetim eksikliği ve tiyatro kurucusunun  bilgi, beceri eğitim eksikliğinden tüccar tiyatrolar çocuklara ciddi sorunlar doğuruyor.  Bu konuda neler yapmalı?
Nazif Uslu:   Benim çok önemsediğim bir alan. Bu konuda bir meslek standardı getirmemesi gerekiyor. Bahsettiğiniz konuyu yaratanlar bizler değiliz. Bu işte çok para varmış yahu deyip yola çıkanlara yol veren Milli eğitim bakanlığıdır. VE  ÇOCUKLARIMIZA KARŞI  SUÇ İŞLEMEKTEDİR. Milli Eğitim bakanlığı,Devlet okullarında  Çocuklarımızı yürüyen birer banknot olarak gören, tiyatro bozmalarına ve okul yönetimlerine dur demelidir.
Çocuklarımız, Okullarda en kötü bodrum katları, tozlu pislik içinde oyun izlemeye mecbur bırakılmaktadır. Bu Sağlık sorunudur.
 Ne üdüğü belirsiz insanların okullarda oyun oynaması Emniyet sorunudur. Çocuk oyunları Okullarda derhal yasaklanmalıdır.
 Tiyatro izlemek isteyen çocukların Öğretmenleri, bu işi nitelikli bir şekilde yapan grupları ve oyunları araştırmalı. Oynana Tiyatro salonlarına götürmeli. Çocukların Aileleri çocuklarını nasıl bir çocuk oyununa götürüyor araştırmalı. Bilinçli bir izleyici yaratmanın yolu buradan geçer. Ve tabi ki, keşmekeşliğin önü kesilir.
Büyük şirketler, Bankalar, mutlaka çocuk tiyatrolarını desteklemeli,maddi olanak sağlamalı iyi işlerin çıkmasına katkı sunmalı.  Yukarıda söylemediğim bir şey daha söyleyeyim. Tüm Holding’lerin Birer çocuk Tiyatrosu kurmasını Yasal zorunluluk haline getiririm.
Çok keyifli bir sohbet oldu. İstanbul gelişim sanat ve Haber kıta adına müteşekkiriz.
www.istanbulgelisimsanat.com










6 Aralık 2014 Cumartesi

orhan genzebay ses tiyatrosundan bir kare  çok deerli bir ağabey www.istanbulgelisimsanat.com

2 Aralık 2014 Salı

 kazasız kul olmaz   http://www.kanald.com.tr/kocakafalarbabahaberbulteni/kazasiz-kul-olmaz/15414/


8 Kasım 2014 Cumartesi

KAZASIZ KUL OLMAZ 


ZAHRETTİN ÇELİK

www.istanbulgelisimsanat.com
KAZASIZ KUL OLMAZ 




14 Haziran 2014 Cumartesi



                     KAZASIZ KUL OLMAZ
"Kaza  Geliyorum Dedi"
Kazanın büyüğü ihmalin küçüğü ile başlar. Bilindiği üzere soma  faciası bir çok insanımız yaşamını yitirdi. Biz İstanbul gelişim sanat  olarak soma’daki acıyı paylaşmak gerekli inceleme yapılması için ziyaret ettik. Keşkeler olmaması için KAZASIZ KUL OLMAZ oyunu 2009 da   kaleme alındı..
İstanbul Gelişim Sanat tarafından 81 ilde sahnelenen ‘’KAZASIZ KUL OLMAZ’’ adlı oyunu seyircilerin beğenisine sunuldu .. konusu ülkemizde kanayan yara olan İş ve Trafik kazaları akabinde ilkyardımın önemine dikkat çekmektedir.
"KAZASIZ KUL OLMAZ " 81 vilayette sahnelenecek eğitsel oyunun)  Sanat Danışmanlığını Televizyon Sunucusu Vatan Şaşmaz,   alırken Seslendirme (dış ses) Toprak Sergen üstlendi; Proje Danışmanı İbrahim PALAMUT, Öznur SİMAV (Pedagog) Adnan TÜZÜN (avukat) Hasan Ali HHAYIROĞLU (mühendis) Okan OK (doktor) Acil Tıp Teknisyenleri Derneği (ilkyardım eğitimi
iş ve trafik kazalarına karşın duyarlılık gösteren "kazasız kul olmaz " oyununu yazan ve yöneten Zahrettin Çelik oyun hakkında şu değerlendirmelerde bulundu;
‘’Bilindiği üzere istatistikler ve kaza oranlarına baktığımızda iş ve trafik kazaları pek iç açıcı değil. Sürücüler, işverenler ve diğer faktörlerden kaynaklı kazaların olması iş ve ekonomi hayatını bir hayli derinden sarsmaktadır. Hal böyle olurken bizlerde  bu hassas konuları sahne sanatlarına taşıyarak bilinçli birey ve toplum  modeli oluşturma amacındayız. oyunumuzu yurdun her tarafında halka sunacağız’’ dedi.
Sayın Çelik, 'İstanbul Gelişim Sanat' bu oyunun yanı sıra; sokak çocuklarına, köy okullarına, hayvan haklarına yardım etmek ve öğrencilere burs sağlamak gibi konularda da desteklerine devam etmektedir. Oyunumuzun sahnelenmesinde başta belediyelerimiz olmak üzere bizlere her zaman inanan ve yanımızda yer alan Destekçilerimizin bazıları, ANTHİLL RESİDENCE, İBA MEDİKAL, TORİMA KAYA ELEKTRONİK, SİNEMATEK , USTKON, HABER KITA, NİLÜFER TURİZM,  İZMİT SEYEHAT, EFE TUR,ARI MADEN, GÜNDOĞDU KRİSTAL, GELİK, RESTAURANT, , ADA OFSET , ÖZGÜR FOTO TEKNİK, TEK ALÜMİNYUM,  KAŞMİR OTEL,  SİNEMATEK,    İSTANBUL TV, PRAMİT  İŞ GÜVENLİĞİ MALZEMELERİ YELİ DESİGN WEB TASARIM,  AYTEK  DEKOR,  KURSLARI,  AKTÜEL GAZATESİ, VAROL MÜZİK ,  HAVADİS TÜRK HABER, ÖZGÜR BASKI DÜNYASI, RÜZGAR BAYRAK, EMİN ÇANTA ,ARDA ÇANTA , ACİL TIP TEKNİSYENLERİ VE TEKNİKERLERİ DERNEĞİ, ORES TANITIM SİSTEMLERİ, ONS TANITIM, VAROL MÜZİK MARTUR. MARDİN BAĞDADİ RESTAURANT, PANORAMA  PRODÜKSİYON ,BLUE X WOMEN,ÖZLEM DİYARBAKIR ,ÖZ DIYARBAKIR SEYEHAT , GÜNEŞ GAZETESİ  ,HABERLER.COM, SONDAKİKA.COM, ATAMANLA ADIM ADIM,YURDUM YAZILIM, ROTA HABER, UFUKLAR KOLEJİ , BAĞCILAR  BELEDİYESİ , TUZLA BELEDİYESİ BAKIRKÖY BELEDİYESİ, TRIO BOWLİNG - PROFİLO AVM- BAMBİ CAFE METROPORT AVM. PROCASE,PİTEKNİK,VİPGOUP.NET olmak üzere bizlere desteğini esirgemeyen tüm destekçilerimize ve basın kuruluşlarımıza şükranlarımızı sunarız dedi.
Oyundan bir bölüm: Melahat ve Mustafa kazazedelere bilerek yanlış yöntemlerle müdahale ederek yaralı olanların kalıcı sakatlıklara maruz kalmasına sebep olurlar  ve  kazaların görüntülerini kayıt altına alarak haber ajanslarına para karşılığında satmaktadırlar. Bu örnek de toplumdaki duyarsızlık, eğitimsizlik, dayanışmadan uzak örneğini görmekteyiz. oyunun sonunda hata yapan karakterler hatalarını itiraf eder ve çeşitli yardım konularına tabi olurlar.
İSTANBUL GELİŞİM SANAT
Yazan ve Yöneten:  Zahrettin ÇELİK
Sanat Danışmanı:  - Vatan ŞAŞMAZ
Seslendirme: Toprak SERGEN
Proje Danışmanları
Hasan  Ali HAYIROĞLU
İbrahim PALAMUT
Av.Suat YURDSEVER
Dr.Okan OK
Acil  Tıp Teknisyenleri ve teknikerleri Derneği
OYUNCULAR: Serkan TUNCER,Diren ATİK,Cüneyt ÇAVUŞ, Hakan YİĞİT,Büke HURMA,Emre KUDAY Baran KARAOĞLAN
MÜZİK: Majeste Bilinçaltı
Oyunun Kadrosu:  6 oyuncu - 2 teknik  
Kostüm: Serpil Argun
Türü: Trajikomik
Süre: 80 dkk / 2 perdelik

İzleyici kitle: 7’den 70’e
Koordinatörler:, Ali Çelik

www.istanbulgelisimsanat.com







Rabbena Duası ve Anlamı

8 Haziran 2014 Pazar

SOMA da Göz Göre Göre..


YÜZDE 85’İ KAYITDIŞI

Çocuk işçiler Madende çalışan çocuk işçiler

Kayıtdışı Çalıştırılma Oranı 83% 85,50%
Haftada Çalışılan Ortalama Saat 47 saat 32 saat
Aylık ortalama net kazanç 410 TL 226 TL
Kaynak: TUİK, 2012 Hane Halkı İşgücü Anketleri

SOMA FACİASI, her türlü faciada olduğu gibi yüreğimizi dağladı. Bir süre herkes bu konu ile ilgilendi ve ilgilenmeye devam ediyor olsa da gün geçtikçe ilk günkü sıcaklığını koruması mümkün değil. Günlük yaşam şartlarına uyum ve yapılması gerekenler var. Kayıplarımıza Allah tan rahmet; ailelerine, yakınlarına çok büyük sabırlar diliyorum. Bir daha böyle felaketlerle karşılaşmamak ve gereken önlemlerin alınması en önemli dileğimiz.. Ocaklar söndü ve ailelerin direkleri yıkıldı..

Yukarıdaki istatistikte, benim dikkatimi en fazla kayıtdışı çalıştırılma çekti. Çocukların çalıştırılması yasalarla belirlenmiş olsa da KAYITDIŞI lık en önemli konu. Neden kayıtdışı? Ucuz işçilik, yasak- ki çocuk gelişimine, ruh sağlığına, aile ilişkilerine ve dolayısıyla toplum geleceğine zarar veren bir yaklaşım. Çocukların haklarını koruyabilmek gibi güçlerinin olmamasından yararlanma, baskı ve zorla çalıştırılmaya açık halde olmaları ve ezici güçten korkmaları.. Aileye minik ellerinin katkıda bulunması için bekleyiş, beklenti, onlardan medet ummak..

Oysa çocukluk bir daha geri gelecek mi? Hep en güzel anılar, en kötü anılar hiç unutulmadan yaşam boyu bizimle birlikte yaşamamakta mıdır? Yetişkin olunduğunda bu izler önümüze her zaman çıkıp, ''çocukluğuna dönelim orada sorun vardır'' yaklaşımı içinde olmuyor muyuz? Kişinin çevresine yaklaşımları, çocuğunu olumsuz etkilemiyor mu? Bakıyorsunuz, sorun çocukta değil; anne ya da babasında !!

Soma da olduğu gibi birçok çocukta yetişkinliğe adım atamadan hayatları pahasına ailelerine katkıda bulunuyor. Bedelini hayatları ile ödüyor.

Gelir dağılımında dengesizlik ve kazanç elde eden kişilerin ''hep bana, daha fazlası gerek, yetmez'' tarzındaki yaklaşımları, belli bazı meslek grubundaki kişilerin KAYITDIŞI ve fazla kazançları dikkate alınması gereken hususlar. Kazanç, işle ilgili yaşamsal iyileştirilmelerde kullanılabilmeli, hep kazanç hanesi iş sahibine olmamalı.

Kayıtdışı olma durumu birbirimizi yakın takiple çözebiliriz. Bana ne? Onun çocuğu.. yaklaşımı içinde olmasak, yasakları '' boşuna yasak değil; mutlaka bir sebebi var'' şeklinde gerçekçi olarak algılasak, çocukları iş gücü olarak düşünmesek, tehlikeli durumları sıradanlaştırmasak ( hergün madene iniyoruz, bir şey olduğu yok), ilgili mercilere bildirimde bulunabilsek. Yasalarla, çocukların maden gibi ağır işlerde çalıştırılmaları yasaklanmıştır. 14 yaşından büyük çocuklar ise hafif işlerde çalışabiliyor.

Bazı hususlara sahip çıkabilmek, benimsemekle olur. İçselleştirilme için gündemde tutulması gerekiyor. Bazı önemsemediğimiz, ama hangi emeklerle elde ettiğimizi düşünmediğimiz pek çok şeyi sıradan olarak görüyoruz. Kömürü fiatını ödeyip alıyoruz ama insan gücünün en ağır şartlarda kullanıldığını düşünmüyoruz. Ölmeden mezara girmekle eş değer olduğunu, gün, güneş görmeden madencilerin yaşamlarını yerin metrelerce altında geçirdiğini aklımıza bile getirmiyoruz.

Olanakların artırılması, insan sağlığı ve yaşamına değer verilmesi, gelir dağılımında dengesizliklerin gözden geçirilmesi önemsenmesi gereken hususlar..

Soma da aileler yok oldu, babalar ölmedi sadece.. En önemli destek annelere sağlanmalı ve psikolojik yardım verilmeli ki çocuklarına yansıması pozitif olabilsin, olabildiği kadarıyla..Uğraşı terapileri, yakın sevgi ve ilgi, dayanışma, yalnız olmadıklarının hissettirilmesi gerek. Burada dokunarak ve sarılarak destek vermenin önemini unutmamak gerekir. Çocuklar, baba, ağabey kayıplarının acısını yaşayacaklar ve annelerinin üzüntüsü, psikolojik sorunları yaşamaları ile yüz yüze kalıp, bu olumsuz ortamı uzun zaman yaşayacaklardır. Annelerin psikolojik olarak güçlendirilmeleri, çocuklarına pozitif olarak yansıyacaktır. Bu nedenle annelerin psikolojileri önemsenmelidir. Annelerde acı ortaktır, yan komşusununda eşi, oğlu kaybedilmiş, kendisi de acıyı derinden yaşamaktadır. Aynı acı, ortak dostlukları oluşturmaya ve birbirlerine kenetlenmeye yardımcı olabilir. Ancak, iyi bir organizasyonla yapılacak, psikolojik ve maddi destek ile..

Acınız, acımızdır.. Derin üzüntümüzü paylaşmak isteriz.

Öznur Simav- pedagog
İSTANBUL GELİŞİM SANAT

7 Haziran 2014 Cumartesi


7 Haziran 2014, Cumartesi
Türkiye’de 2002’den bu yana 12 bin işçinin hayatını kaybetmesinden daha acısı, bu kazaların yüzde doksandan fazlasının önlenebilir olduğu gerçeği. Bu, hem devletçe hem milletçe daha kırk fırın ekmek yememiz gerektiği anlamına geliyor. İstanbul Gelişim Tiyatrosu bir yerden başlamış. İş ve trafik kazalarını konu edinen ‘Kazasız Kul Olmaz’, 26 Haziran’da sahne alacak.
Kaza denince aklımıza ilk trafik kazalarının gelmesi çok normal. ‘Bayramda ağır bilanço’ başlıklı haberlerdeki çift haneli rakamlara şaşırmayı bırakacak kadar kanıksadık çünkü ölümleri. Ancak son yıllarda ‘kaza’ kelimesinin çağrıştırdığı başka şeyler de var. Artık trafik kazaları kadar iş kazalarını da konuşur olduk milletçe. İktidar sahipleri ‘şunun şurasında kalkınıyoruz, olur öyle şeyler’ dercesine normalleştirmeye çalışsa da iş kazaları devletin ve toplumun her kesiminin elini taşın altına koyarak çözmek zorunda olduğu ciddi bir mesele. Taşın altına elini koyanlardan biri de oyun yazarı ve yönetmen Zahrettin Çelik. Son beş yıldır üzerinde çalıştığı, iş ve trafik kazalarını konu edinen oyunu ‘Kazasız Kul Olmaz’ın 81 ilde sahnelenme gibi bir hedefi var. İstanbul Gelişim Tiyatrosu’nun çıkardığı oyun beş yılda yazılmış. Bu kadar uzun sürmesinin sebebi yazarının bu işi sosyal bir çalışma gibi ele alması. İş ve trafik kazalarının sebeplerini ve sonuçlarını bir sosyal bilimci gibi araştıran Çelik, bu beş yıllık süreçte sendikalar, hukukçular, psikologlar ve sosyologlarla görüşmüş. MOBESE kameralarında onlarca görüntü izlemiş. Hastanelerin acil servisleri olmak üzere ilk yardım uzmanlarından görüş almış. İstatistikleri incelemiş, şantiyelerde gözlem yapmış, kaza geçiren insanlarla bizzat görüşmüş. Mesela inşaattan düştükten sonra omurilik felci olan eski bir işçiyle konuşmuş ve iş kazalarının dışında ‘yanlış müdahale’ gibi önemli bir sorunumuz daha olduğunu fark etmiş. İşçinin omurilik felcine yakalanmasının asıl sebebinin yanlış müdahale olduğunu öğrenince oyuna bir de bununla ilgili bir skeç eklemiş. İş ve trafik kazalarının kişilerde yol açtığı psikolojik tahribatın geldiği noktayı çok uç karakterlerle gözler önüne sermiş.
Yeri gelmişken karakterlere bir göz atmakta fayda var. Skeçler halinde sahnelenen oyunda yer alan karakterlerden biri olan Melahat, iş ve trafik kazalarının görüntülerini çekip haber ajanslarına servis eden biri. Mustafa ise 45 yaşında bir gözünü iş kazalarında kaybedip hırsından dolayı tanımadığı insanlara yanlış yöntemlerle ilkyardım yaparak hafif olan yaraların kalıcı hastalıklara dönüşmesine sebep olan başka bir karakter. İşçilerini sömürerek fabrika sahibi olan bir patronun aşırı alkol alarak trafiğe çıkmasıyla yaşadığı feci kaza da oyunda yer alıyor.
81 ili dolaşacaklar
Çelik’in oyunu yazarken yaptığı gözlemler, bakış açısını o kadar değiştirmiş ki oyun bittikten sonra dahi incelemelerine devam etmiş. Soma faciasının ardından bölgeye giden Çelik, kazada yakınlarını kaybeden, kaybetmeyen onlarca insanla konuşmuş. Oyunda iş kazalarında önemli bir yer tutan maden faciaları yok ancak yönetmen konuyla ilgili bir bölüm ekleyerek güncelleme yapmayı düşünüyor. Soma faciasıyla oyuna yönelik bakış açısının değiştiğini Çelik’ten öğreniyoruz: “Çevremde daha önce ‘boş işlerle uğraştığımı’ hissettiren insanlar vardı. Soma’nın ardından beni ve oyunu daha iyi anlamaya başladılar. Açıkça söyleyenler de var. İyi ki yazmışsın diye.”
Zahrettin Çelik, vermek istediği toplumsal mesajları sanat yoluyla oyuna yedirmek için büyük çaba gösterdiklerini söylese de ‘Kazasız Kul Olmaz’ tipik bir eğitsel tiyatro örneği. İş ve trafik kazaları gibi  toplumun kanayan yaralarını daha geniş kitlelere ulaştırmada tiyatronun gücünden faydalanılabileceğini anlatan yönetmen şunları söylüyor: “Burada 20 dakika konuşsam algı düşmeye başlar. Görselliğin ön planda olduğu sanat dallarında ise bu algıyı uzun süre canlı tutmanız mümkün. Dünyanın her yerinde bu tür olayların önemini göstermede dramanın gücünden faydalanılıyor.”

Proje danışmanlığını Servet Engin ve İbrahim Palamut, sanat danışmanlığını Vatan Şaşmaz ve seslendirmesini Toprak Sergen’in yaptığı oyun, 26 Haziran’da İstanbul’da, 19 Temmuz’da Ankara’da sahnelenecek. Sekiz yıllık bir süre zarfı belirleyen ekip, Türkiye’nin tüm şehirlerini dolaşacak.